PROF DR METIN OZATA
GIZLI SEKER DIABET METABOLIZMA ENDOKRIN UZMANI
Ana Sayfa      GIZLI SEKER      INSULIN DIRENCI

İNSULİN DİRENCİ

Prof Dr Metin Özata
İnsülin Nedir?

İnsülin bir hormondur  ve    midenin altında  bulunan pankreas bezindeki beta hücrelerinden salgılanır.   Pankreas bezinden insülin salgılanması kan  şekeri seviyesine  göre  ayarlanır. Kanda  şeker artınca ilk 1-2 dakika içinde  pankreasdan insülin salgısı hızlı olur ve buna ‘’ilk faz insülin salgısı’’ denir. Bu  salgı 3-7 dakika sürer. Daha sonra ikinci faz   denen salgı oluşur ki, bu yavaş bir salgılanmadır ve devamlıdır.  Pankreasdan insülin salgılanmasının nedeni yemek yiyince kanda artan kan şekerini düşürmek yani normale getirmek içindir.
Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi  yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra  gıdalar bağırsaklarda parçalanır ve ufak şeker  parçalarına dönüşür ve bağırsaktan emilerek  kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır.  Enerji sağlanması için kan şekerinin, kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi dokular başta olmak üzere hepsine girmesi gerekir.   Kandaki şekerin  hücrelere  girmesi  pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu  sayesinde  olur.  Kısacası İnsülin hormonu kan şekerini düzenleyen bir hormondur.   insülin hücrelerin ihtiyacından fazla olan kan şekerini  ise yağ olarak depolayan bir hormondur.  Bu nedenle insülini yüksek olan kişilerde yağlanma –kilo alımı  başlar.
İnsülin Hormonu bu görevini şu şekilde yapar:
1.    Karaciğerden glukoz (kan şekeri) yapımını azaltır
2.    Kas ve yağ dokusu tarafından kan şekeri alınmasını artırır
3.    Kan şekerinin karaciğerde glikojen olarak depolanmasını artırır
4.    Yağ dokusundan yağ asitlerinin çözülmesini önlemek
5.    Keton oluşumunu önler
6.    Protein metabolizmasını ayarlar
7.    Kanda sodyum ve potasyumu etkiler


    İnsülin hormonu ayrıca gebelikte rahimdeki bebeğin büyümesini etkilediği gibi çocukluk döneminde büyüme ve gelişmeyi de etkiler.
    İnsülin hormonunun etkileri glukagon, adrenalin, büyüme hormonu ve kortizol hormonları tarafından  dengelenir.

  Kan şekerinin ayarlanmasında insülin çok önemli olmasına rağmen diğer hormonların da kısmi etkileri vardır.

İnsanların bir kısmı tok olduğu halde, yemeye devam ettiği gibi, huzursuz olduğunda, stresli olduğunda veya üzgün olduğunda da yemek yer. Ancak şeker yükü fazla olan ve kan şekerini ve insülin hormonunu kanda hızla yükselten beyaz ekmek, beyaz pirinç pilavı, kurabiye gibi gıdalar,  yendikten kısa bir süre sonra tekrar acıkmaya neden olmaktadır. Bu gıdalar yendikten sonra kanda yükselen insülin hormonu kan şekerini daha fazla düşürerek açlık  hissi duymamıza neden olmaktadır. Karbonhidrat, yağ ve protein gibi gıdalar arasında, en fazla tokluk hissi veren proteinlerdir. İştahın veya tat almanın oluşmasında genlerimizin rolü de büyüktür.  Bazı bilim adamları ise insanların her gün aynı hacimde gıda aldığını, bu nedenle gıda hacminin posalı  gıdalar, meyve ve sebzelerden  oluşmasının kilo kaybında önemli olduğunu ileri sürmektedirler.
    Açlık durumunda hormonlarımızda da bazı değişiklikler olmaktadır. Açlık durumunda kandaki şeker düşünce böbrek üstü bezinden adrenalin hormonu salgılanır. Arkasından pankreas bezinden glukagon isimli hormon salgılanır. Bu hormonlar yani adrenalin ve glukagon  karaciğer ve kaslarda depolanmış olan şekerin kana karışmasını sağlarlar ve kan şekeri daha fazla  düşmez. Ancak glikojen dediğimiz bu glikoz depoları biterse kan şekeri düşmeye başlar. Düşen şeker bu depo şekerden karşılandığı gibi proteinlerin şekere dönüştürülmesi ile de dengelenmeye çalışılır. Ancak  vücudumuzdaki yağlardan şekere dönüşüm olmaz.  Burası çok ilginçtir. Kandaki şeker  fazla olunca yağ halinde depolandığı halde, yağlar şeker haline dönüşemez.  Bu nedenle şeker azlığının olduğu uzun açlıklarda bu defa yağ asitleri yanmaya başlar. Bu arada kandaki insülin ve leptin hormonu da azalır. Bu yağ asitleri yanınca vücudumuzda keton denen başka yağ asitleri oluşur ve beynin çalışması için bunlar kullanılmaya başlar. Vücutta artan ketonlar da açlık hissini artırır.

Tat Duyusu

    Bir gıdanın vücut için uygun olup olmadığını anlamayı sağlayan mekanizmalardan en önemlisi tat alma duyusudur. Tatlı tat duyusunu algılamaya yarayan 2 adet reseptör saptanmıştır ve bunlar T1R2 ve T1R3 reseptörleridir. Bu reseptörler birlikte çalışmakta ve uyarılınca hücre içinde alfa-Gustducin isimli bir protein oluşmakta ve bunun da sinirleri uyarmasıyla beynimiz tat duyusunu algılamaktadır.

    Tat duyusunun eskiden sadece ağızda bulunan tat hücrelerinde bulunduğu sanılırdı. Son araştırmalar ise bağırsaklarımızın da tat duyusuna sahip olduğunu ortaya koydu. Bağırsaklarda bulunan ve hormon salgılama özelliğine sahip enteroendokrin hücrelerinde tat duyusunu sağlayan T1R2 ve T1R3 reseptörlerin bulunduğu artık ortaya konmuş durumda. Tatlıların bu şekilde algılanması iştah üzerinde etki yapmakta ve beslenmenin devamı veya kesilmesinde etkili olmaktadır. Beyinden Vagus siniri ile gönderilen uyarılar da bağırsakların hareketi, sindirim ve iştah üzerinde etkili olmaktadır. İştah üzerinde etkili olan ayrıca leptin, insülin, Ghrelin, Aguiti related peptid, NPY, kolesistokinin gibi hormonlar da vardır.
    Liverpool Üniversitesi profesörü Soraya Shirazi –Beechey ve arkadaşlarının fareler üzerinde yaptıkları çalışmada tatlı tat algılamasını yapan T1R2 ve T1R3 reseptörlerinin sadece ağızda değil aynı zamanda bağırsaklarda da mevcut olduğu ve şeker emilimini kolaylaştırdığı ortaya kondu. Bağırsaklarımızın da ağzımız gibi tat duyusuna sahip olduğu böylece ispatlandı. Bağırsaklarda tatlı tadından başka ekşi ve umami tatlarını algılayan reseptörler olduğu da saptanmış durumda. Bağırsaklardaki şeker yani glikozun emilimi SGLT1 adlı bir protein tarafından yapılır. Bağırsak hücresindeki glikoz ise GLUT-2 adlı bir protein tarafından taşınarak vücudun diğer organlarına gönderilir. SGLT1 proteininin şekeri emme miktarı T1R2 ve T1R3 reseptörleri tarafından ayarlanmaktadır. Bağırsakta şeker olduğunu bu reseptörler algılamakta ve ona göre de SGLT1 proteini bağırsak boşluğundaki şekerin emilmesini sağlamaktadır. Bu çalışmada ayrıca tat reseptörlerinin enterosit denilen bağırsak hücrelerinde değil hormon salgılama kapasitesine sahip enteroendokrin hücrelerinde bulunduğu da gösterilmiştir. Enteroendokrin hücreleri ise GLP-1 ve GIP isimli iki hormon salgılar ve bunlar şeker emilimini, bağırsak hareketlerini ve metabolizmayı ayarlarlar. Aynı araştırıcılar şekerlerin yanı sıra yapay tatlandırıcıların da bağırsaklar tarafından şeker gibi algılandığını ve GLP-1 ve GIP hormonlarını salgılattıklarını gösterdi. Bu hormonların artması ise bağırsaklardan şeker emilimini artırmaktadır. Neticede alınan yapay tatlandırıcıların bağırsaklardan şeker emilimini artırarak kilo alınmasına neden olabileceği ortaya konmuştur. Bu buluşun diğer önemli yanı diyabet ve şişmanlık tedavisi için yeni ilaç gelişmelerine neden olabilecek olmasıdır. Ancak bağırsaklarda ve diğer organlarda şeker algılamasını sağlayan başka mekanizmaların olma olasılığı vardır.
    Bağırsak boşluğunda şeker yani glikoz olduğunda bağırsaklardaki L hücreleri (bunlara enteroendokrin hücreler denir) ‘’ Glukagon Like Peptid-1 ‘’ veya kısaltılmış haliyle GLP-1 ve GIP isimli iki hormon salgılarlar. Bu hormonlar ise daha sonra pankreas bezinden aşırı şekilde insülin hormonu salgılatır. Ayrıca bu hormonlar bağırsak hücrelerindeki SGLT1 isimli proteini artırarak şeker emilimini artırırlar. Görüldüğü gibi yapay tatlandırıcılar bağırsakları aldatamaz ve gerçek şeker gibi hormon salgılanmasına ve metabolizma değişikliğine neden olur.



İnsülin Hızlı Kilo Aldırır
Obezite yani   kilo almaya  neden olan hormonlardan birisi kanda insülin hormonunun yemek sonrası yüksek olmasıdır.  Yüksek glisemik indekse sahip yani kan şekerini hızlı yükselten karbonhidratların devamlı fazla yenmesi kanda insülin hormonunun hep yüksek olmasına, doygunluğun kısa süreli olmasına, açıkma ataklarına ve kilo almaya neden olur. Bu kişiler kolay kilo alır, zor kilo verir.

İnsülin Direnci Nedir?
Kanda  yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, fakat daha sonra bu görevini yapamaz hale gelir. İşte insülin hormonunun  yeterince etkili olamamasına İNSÜLİN DİRENCİ (Rezistansı) adı verilir.   İnsülin direnci’ni kan damarıyla hücre arasında bulunan bir duvar olarak düşünebilirsiniz.  Bu duvar (insülin direnci) kandaki glukozun kas ve yağ hücresine girmesini önler. Duvar yükseldikçe (insülin direnci arttıkça) kan şekerinin hücreye girmesi için daha fazla insülin salgılanması gerekir. Pankreasdan salgılanan insülin hormonu salgısı, belirli bir süre sonra  pankreas bezinin çok çalışmaktan dolayı yorulması nedeniyle azalır ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Bu süreçte önce reaktif hipoglisemi (acıkma atakları), gizli şeker ve sonra aşikar şeker hastalığı ortaya çıkar.
    İnsülin direncinin etkili olduğu yerler kaslar ve karaciğerdir. Kandaki şeker kaslar ve karaciğer tarafından çok miktarda alınır. Eğer direnç varsa yani insülin yeterince etkili değilse yemek sonrası kanda artan şeker kas ve karaciğere giremediği için kanda birikmeye başlar ve kan şekeri yükselir.
    İnsülin direnci hücrelerde bulunan mitokondriumdaki değişiklikler nedeniyle oluşabildiği gibi insülin reseptörlerindeki değişiklikler sonucu ortaya  çıkabilmektedir.
 İnsülin hormonu yağ dokusundan yağların çözülmesini engelleyen bir hormondur. İnsülin etkisi azalınca yağ dokusundan yağlar çözülmeye başlar ve kanda yağ asitleri veya yağlar artmaya başlar.
 Karaciğerde oluşan şeker üretimi sağlıklı kişilerde insülin hormonu tarafından baskılanır. Şeker hastalarında ise insülin etkisi olmadığından karaciğerden de aşırı miktarda şeker üretilir ve kan şekeri yükselir. Açlık kan şekeri 100 mg/dl ‘yi geçtiği andan itibaren karaciğerde  şeker üretimi artmış demektir.
İnsülin direnci kilolu kişilerde daha fazladır ve o yüzden kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker hastalığı görülme olasılığı artar.  Özellikle yağın karında iç organlar etrafında birikmesi şeker hastalığı riskini iyice artırır.
Yağ dokusundan  çözünen  yağ asitlerinin kanda çok artması hem insülinin çalışmasını bozar hem de bu yağların depolanmaması gereken pankreas gibi dokularda depolanması da şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunur.
Yağ dokusundan salgılanan  leptin, adiponektin, TNF-alfa gibi hormonların fazla veya azlığı da şeker hastalığı gelişimine   katkıda bulunur.
İnsülin direnci kilo yaptığına göre bu direnci azaltmak kilo verdirir mi? Cevap, evettir. İnsülin direnci azldıkça kilo verirsiniz. Bu amaçla insüklin direnci diyeti yapmanız gerekir.  

Bazı Kişiler Neden Hızlı Kilo Alır?
Bunun cevabı insülin direncidir. İnsülin seviyesi yüksek kişiler çok hızlı kilo alır ve zor kilo verirler. Kilo arttıkça insülin direnci artar, kilo verdikçe  azalır.


İnsülin  Direncinin Belirtileri:

1.    Yorgunluk, halsizlik
2.    Hızlı Kilo alma
3.    Zor kilo verme
4.    Doymama, sık acıkma
5.    Uyku basması
6.    Gün içinde acıkma atakları olması
7.    Tatlıya düşkünlük
8.    Kilo verememe
9.    Terleme
10.    Erkeklerde göbeklenme
11.    Kadınlarda kalçalarda ve göbekte yağlanma
12.    Tansiyonda yükselmelerin başlaması
13.    Performanda azalma
14.    Konsantrasyon bozukluğu
15.    Unutkanlık
16.    Yemeklerden sonra uyuklama



Kimlerde İnsülin Direnci Riski Fazla

1.    Ailesinde şeker hastalığı olanlar
2.    Kilosu fazla olanlar
3.    Önceki gebeliğinde kan şekeri yükselenler
4.    Yaş arttıkça insülin direnci riski artar
5.    Bel çevresinin erkekte 94 cm’den kadında 80 cm den fazla olması
6.    Vücut kitle indeksinin (ağırlık/boyxboy) 25 Kg/m2 den fazla olması
7.    Tansiyon yüksekse (130/85 mmHg den fazla)
8.    Ürik asit yüksekse
9.    HDL düşükse (<40 mg/dl)
10.    Trigliserid yüksek (>150 mg/dl)
11.    Açlık kan şekeri 90 mg/dl den fazla olanlar
12.    CRP yüksekliği
13.    Adiponektin düşüklüğü


İnsülin Direncini Artıran İlaçlar:
Bazı ilaçlar insülin direncini artırır. Bunlar:
1.    Kortizon
2.    Beta bloker ilaçlar
3.    Büyüme hormonu tedavisi
4.    Östrojen tedavisi
5.    Bazı psikiyatri ve depresyon ilaçları (olanzapin, risperidon)
6.    Tüberküloz ilaçları (rifampisin, izoniazid)
7.    Progesteron ilaçları
8.    Genetik insülin direnci hastalıkları (lipodistrofi, insülin reseptör mutasyonu)
9.    İnterferon  
10.     Tansiyon tedavisinde kullanılan tiazit diüretik ilaçları


İnsülin Direncini Artıran Hastalık ve Durumlar

1.    Sigara içmek
2.     Alkol içmek
3.    Hareketsiz yaşam
4.    Unlu, şekerli gıdaları fazla yemek
5.    Hemokromatozis denilen demir depolanma hastalığı, ferritin yüksekliği
6.    Kafeinli içecekler: Kahve , çay, kola, enerji içecekleri
7.    Cushing Hastalığı denilen aşırı kortizol hormon salgılanması durumu
8.    Gastroparezi denilen midenin fonksiyon bozukluğu
9.    Fruktoz ve mısır şurubu kullanmak
10.    Hipogonadizm denlen testosteron hormon azlığı
11.    Akromegali denilen büyüme hormon aşırı salgılanması hastalığı
12.    Stres, depresyon, üzüntü, sıkıntı
13.    Uykusuzluk
14.    D vitamini eksikliği
15.     Krıonik karaciğer hastalıkları, hepatit C
16.    Feokromositoma ( Böbreküstü bezi tümörü)
17.    Hipertiroidizm (Tiroit bezinin aşırı çalışması)
18.    Aldosteronoma (Böbrek üstü bezinden aşırı aldosteron hormon salgısı)
19.    Migren
20.    Sedef Hastalığı



İnsülin Direncinin Neden Olduğu Hastalıklar
İnsülin direnci bazı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur.  Bunlar şunlardır:
1.    Erişkin tip  denilen Tip 2 Diyabet yani şeker hastalığı
2.    Reaktif hipoglisemi denilen yemek yedikçe kan şekerinin düşmesi
3.        Obezite yani şişmanlık
4.    Hipertansiyon yani tansiyon yükselmesi
5.    Koroner kalp hastalığı
6.    Kan yağlarında yükseklik (trigliserid yüksekliği, HDL düşmesi)
7.    Yaşlanmayı hızlandırır
8.    Karaciğerde yağlanma
9.    Göbek oluşması ve iç organlarda yağlanma
10.    Gizli şeker
11.    Kan pıhtılaşmasında artış: fibrinojen artması
12.     Kan damarlarının içini örten endotel isimli zarda yapısal bozulma ve damar sertliğini hızlandırma
13.    Kanser: meme kanseri, prostat kanseri
14.    Uyku apnesi, horlama
15.    Ürik Asit yüksekliği
16.    Polikistik over sendromu
17.    CRP artması
18.    Böbrekten sodyum tutulumunun artması
19.    Kadınlarda yumurtalıktan testosteron hormon salgısının artması
20.    Alzheimer hastalığının gelişimine katkıda bulunur
21.    Depresyon,panik atak
22.    GGT yüksekliği


    
İnsülin Direnci Yaşlanmayı Hızlandırır:

İnsülin hormonu fazlalığı ve direnci (iyi çalışmaması ) yaşlanmayı artıran önemli bir nedendir. Özellikle şeker hastalarında yaşlanmanın hızlandığı bilinmektedir. İnsülin yüksekliği azaldıkça yağ kaybının arttığı, enerjinin arttığı, yaşlanmanın yavaşladığı, kan basıncının azaldığı, kolesterolün düştüğü ve genel sağlığın iyileştiği saptanmıştır. İnsülini azaltmak için uygun beslenme (biz buna  insülin direnci diyeti veya glisemik indeks diyeti diyoruz), egzersiz ve metformin gibi ilaçlar kullanmak gerekir. İnsülin yüksekliği hipertansiyon, obezite, kalp hastalığı, kanser ve metabolik sendrom denen hayatı kısaltıcı hastalıklara neden olmaktadır.Yaşla birlikte kilo artımının bir nedeni, kanda pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu ile böbreküstü bezinden salgılanan kortizol hormonunun artmasıdır. Her iki hormon çeşitli mekanizmalarla yağ birikimi artırmaktadır. Aslında bu hormonlar yağların parçalanmasını veya erimesini engelleyerek yağ miktarının artmasına neden olurlar.